Plato’da Mola diye bir yer…

June 10, 2014
admin

Pokut diye bir masal olarak başladı her şey, yıllar öncesinden aslında. Dedelerimiz hayatlarıyla bahşetmişler bize bu yaylayı. 100-150 yıllık evlerimiz nice öyküler barındırmış içlerinde. Masal, masal içinde yani. Pokut için kimileri ‘bulutların ülkesi’ der, kimileri masal diyarı…

Pokut’un Sal’dan görünüşü

Şehirden yaylaya kaçış

Bizde Pokutseverlik babadan oğula geçmekte. Hepimiz, bu dağlara hep aynı hayret ve heyecanla bakarız. Gökyüzündeki her hareket bizler için inanılmazdır, büyülüdür. Şehirlere göçsek bile aklımız, kalbimiz, ruhumuz hep dağlarımızda kalmıştır. Nitekim geri dönülmeliydi, Pokut bizi çağırdı.

Bu yüzyılın gerçeklerini bir masala yaymak nasıl olur, nasıl yapılabilir” derken, biz kendimizi yüzyıllık evimizde gülen konuklarımızla bulduk. Evin her köşesi pek kıymetli bizler için, çünkü Pokut’un pek çok zamanına tanıklık etmiş bu tahtalar. El yordamı ile kesilmiş, özenle işlenmiş, akıllıca konumlandırılmış.

Zaten turizmle yoğrulmuş, zamanının en iyi restoranlarından birinden çıkmış bir baba, hamaratlığı dillere destan bir anne ve teyzeler, elbette tüm gücüyle destek olan dayılar, halalar, amcalar, dostlar, bir de ben…

Bu dağlar günden güne kıymetlenirken, bu dağların kıymetini bilen insanlar olarak yola çıktık. Bizim için öncelik Pokut’tu; sonra gülen yüzler, rahatlayan ruhlar. Plato’da Mola böyle yola çıktı, minicik mazisine pek çok güzel anı ve değerli insan sığdırdı. “Tüketmeyen turizm” dedi, heyecanlı konuklarını tüm gücüyle mutlu ve hoş göndermeye çalıştı evlerine.

Burası yüzyıllık evimiz; ana dokusuna mümkün olduğunca müdahale etmeden var ettiğimiz samimi ve sıcak bir yer olsun istedik. Kaygılar şehirde bırakılıp dağların keyfi çıkarılsın istedik.

Soldan: Kızkardeşler Suzan, Aysel, Zeyne ve Aynur

Soldan: Kızkardeşler Suzan, Aysel, Zeyne ve Aynur

Odalarımız

Altı odamız var, her yanı ahşap kokan. Çatı katı odalarımıza ‘Heidi odaları’ da deniliyor. Gökyüzüne bakan odalar. Her odamızda banyo tuvalet yok, çünkü burası bir yayla evi. Banyomuz bile çiçeklerle donatılmış, “Aman burası banyo” diye göz ardı edilmemiş. Çiçekleri pek severiz biz, ondan önemseriz evde çiçeklerin bolca olmasını. Pokut ayrıntılar yaylası aslında. Yani bize incelik ve zarafet veren bir hayal fabrikası adeta…

Alt katımız yemek salonumuz, kuzinemiz var. Odunlar çıtırdarken sedirlerde güzel bir uyku sarıveriyor konuklarımızı…Hava sisli değilse, oturduğunuz yerden karşı dağları izleyebilirsiniz. Misafirlerimize evlerinde gibi hissettirmek genel prensibimiz. Ailemize ve yüzyıllık evimize hoşgelsinler ve hoş gitsinler elbette…

Yaylamıza çok tutkunuz. Köşesini, bucağını, hikayelerini, gösterdiklerini, göstermediklerini misafirlerimizle paylaşmayı pek severiz. Zaman zaman yürüyüşlere çıkarız, zaman zaman pikniklere gideriz. Hava muhalefet olmaz bizlere çünkü her daim yapılacak şeyler, gezilecek ve görülecek yerler sunar Pokut.

Heidi odaları

Heidi odaları 

Efsane “Gün batımı”

Havalar hiç belli olmaz burada; bir bakarsınız yağmur, bir bakarsınız güneş. Güneş yaramaz bir çocuğu andırır, zaman zaman kendini gösterir ve hemen kaçar. Doğumu ve batımı şölen gibidir. Dağ eteklerine yayılmış bulut denizinin ardında batan güneş, Pokut’ta efsanedir. Biz sise “duman” deriz. Duman bazen göl olur ve gün müthiş renklerle batar.

Haziran yaza merhaba ayıdır, yeşillenmeye başlar etraf. Dağların başında karlar vardır, adeta gelinlik giymiştir dağlar. Temmuz ve ağustos ayları genelde yağışlıdır ama çiçeklerin renk renk olduğu zamanlardır. Etraf böğürtlen ve yaban mersini doludur. Büyük sürpriz olmadıkça eylül, renklerin dans ettiği aydır. Güz tüm güzelliğiyle görsel mucizeler yaratır. Aslına bakarsanız her ay başka bir güzellik sunmaktadır.

Pokut sırtında gün batımı

Pokut sırtında gün batımı

İneklerimiz

En popüleri Şeftali idi. Bu masala adım atarken heyecanla başladık onunla; çok sevdik. Yavrularımız oldu. Kimisi ormanda doğdu, Peri dedik; kimisi gecemizi aydınlattı, Yıldız dedik. Özgürce otlarlar, çiçeklerden gelir sütlerinin lezzeti. Sütümüz, peynirimiz, yağımız güzel ineklerimizden; sebzelerimiz bahçemizden, bostanımızdan. Yöresel yemekler önceliğimiz ama böyle bir dayatmadan da uzağız. Hem yeni lezzetler olmalı hem de yöresel lezzetler, diye düşündük.

Sabah ekmek ve tereyağı kokusuyla uyanılır evde ve elbette ineklerimizin çıngıraklarının sesiyle. Köyde topladığımız meyvelerden yaptığımız reçeller, kaymaklar, peynirlerimiz, dağlardan topladığımız ve kuruttuğumuz otlarla bezenmiş zeytinler, daha neler neler… Soframız resim gibi olmalıdır, tadı hem damağınızda hem hafızanızda kalmalıdır.

Muhlama konusunda iddialıyız. En geleneksel yemeğimiz olan muhlama; ineklerimizin sütü, yağı ve peyniri ile bambaşka bir hal alıveriyor. Ekmeklerimizi daima evde yapıyoruz. Odun ateşi harikalar yaratıyor. Kara lahana çorbası, taze fasulye yemeği, otlarla zenginleştirilmiş yayla çorbası, kaymaklı patates (ki bir Plato’da Mola klasiğidir), lahana sarma, otlu börek, şehriye tatlısı, pilina (yani tatlı krep) gibi yöresel lezzetleri kurabiyeler, otlu salatalar, ısırgan otlu mezeler, sebzeli makarnalar gibi genel tadlarla çeşitlendirebiliyoruz.

Ares ve yeni doğmuş Peri

Ares ve yeni doğmuş Peri

Bir de Aresimiz var tabii, güzel gözlü yakışıklı kurt köpeğimiz. Çocukları öpen, kollayan, evin nazlı şımarık çocuğu, buzağılarımızın bir numaralı dostu. Ares’in kendisi masal. Anlatsak roman olur cinsten. Her an sevgimizle sarmalandığımız canımız, misafirlerimizin gözde rehberi, biriciği…

Plato’da Mola

İçeri girdiğinizde gülümseyen bir ortam olmasını arzu ettik; renkli, huzurlu, sıcak bir yerdi hayalimiz. Bu hayale yakın yerlerdeyiz, fakat burası bir fabrika gibi sürekli yeni bir hayaller sunmakta. Gelen her misafirimiz bir parça bulmalı kendinden. Biz o parçayı gözümüz gibi sakınırız, çünkü burası mucize bir yer. Güzel sofralar hazırlayalım, güzel hikayeler anlatalım, güzel dağlara bakalım, ormanda yürüyelim, ateş yakalım, süt ve kurabiye devrimi yapalım…

Gerekirse ahıra birlikte girelim, gerekirse bostandan beraber yeşillik alalım, çiçek toplayalım, kurutalım. Kuzinemizi yakıp şarkılar, türküler söyleyelim, renkli rüyalara yatıp güzel günlere uyanalım. Çok gerçek hayatlarımızdan çıkıp birazcık masal olalım dedik, yapabildiysek ne mutlu bize.

Bir işimiz olacaksa bu hayatımız olsun ve hayatımızın işini yapalım dedik. Mola dedik çünkü herkes çok yoruluyor. Bir mola vermek isterseniz, sizi de bekliyoruz.

Related Posts

Samistal Yaylası

2 Comments. Leave new

Tolga Canatar
10/06/2014 9:27 pm

Süper.. Devamını bekliyoruz.

Songül Çamdibi
31/08/2014 8:29 pm

O kadar güzel anlattınız ki. Şu anda orada olmak geldi içimden. Çok tatil günleri geçirdim Rize’de. Ama Ayder yaylasından ötesi kısmet olmadı. Tatil planlarımda ilk sıradağınız artık !

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

UA-50835014-1